Erken Çocukluk Döneminde Yabancı Dil Eğitimi

Yapılan araştırmalara göre beyin gelişiminin %80’i üç yaşına kadar, %90’ı beş yaşına kadar gerçekleştiği tespit edilmiştir. Çocuk yedi yaşına geldiğindeyse dünya ile nasıl iletişim kuracağının temeli büyük ölçüde oluşmaktadır. Literatürde “Erken Çocukluk Dönemi” olarak anılan bu dönem çocuğun fiziksel, duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimi için oldukça kritik bir öneme sahiptir. Öte yandan çocuklar arasındaki sosyo-ekonomik dezavantajları en aza indirmek ve eğitimde fırsat eşitliğini toplumun geneline yayabilmek için de okul öncesi eğitimin yaygınlaşması zorunluluk arz etmektedir. Dolayısıyla okul öncesi eğitimin çocuklar için ne kadar elzem bir konu olduğu hem veliler hem de eğitim paydaşları tarafından her geçen gün daha da fark edilmektedir.

Eğitim Sen’in yayımladığı “MEB Örgün Eğitim İstatistikleri Işığında Eğitimin Durumu” raporuna göre;

2012 – 2013 Eğitim Öğretim Yılı’nda %39.72 olan okul öncesi okullaşma oranı 2019 – 2020 Eğitim Öğretim Yılı’nda %71.22’dir. Milli Eğitim Bakanlığınca yapılan açıklamalara göre 2022 yılı sonunda bu oranın %85’e çıkarılması hedeflenmektedir. Türkiye’de okul öncesi okullaşma konusunda gerek devlet eliyle gerekse özel ve sosyal girişimler sayesinde kayda değer gelişmeler yaşanmaktadır.

Okul öncesi eğitim, en temel anlamıyla çocuğun ilkokula başlayana kadar aldığı eğitim olarak tanımlanabilir. İyi planlanmış bir okul öncesi eğitiminde öğrenci – öğretmen – ebeveyn arasındaki sağlıklı iletişim ortamı etkin bir öğrenme süreci oluşturur. Erken yaşta alınan kaliteli eğitim çocuğun hayatında, genele yayılan bir etkiye sahiptir. Okul öncesi eğitim, çocuğun yeteneklerinin ve ilgi alanlarının belirlenmesine ve oluşmasına yardımcı olur; çocuğun kendini tanıma süreci hızlanır, öz güven ve benlik duygusu gelişir. Bunun yanı sıra ilköğretime başlamadan önce okul öncesi eğitimi alan öğrencilerin sosyal becerilerinin, okul öncesi eğitimi almayan öğrencilere nazaran daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Okul öncesi eğitim; öğrencinin yaşadığı başarısızları, okul problemlerini ve sınıf tekrarını en aza indirir.

Dil, çocuğun kendini ifade etmesi noktasında en önemli araçtır. Düşünmeyi, algılamayı, sorgulamayı, kavramayı ve çözüm üretmeyi çocuk, dil vesilesiyle gerçekleştirir. Araştırmalar gösteriyor ki erken yaşta farklı bir dil öğrenilmesi ileri yaşta öğrenilmesinden çok daha kolaydır. 10 yaşına kadar çocukların tüm dillerdeki sesleri ayırt edebilme yetenekleri vardır. Öte yandan bazı ebeveynlerde çocuğun erken yaşta ikinci bir dil öğrenmesinin çocuğun kafasını karıştıracağına, anadil öğrenme sürecinin sekteye uğrayacağına, ikinci dil öğrenmesi için erken olduğuna dair yanlış algılar vardır. Yapılan bütün araştırmalarda ortaya çıkan ortak sonuç; erken yaşta yabancı dil öğrenmenin çocuklarda problemlerin üstesinden gelme, yaratıcılık ve çok yönlü düşünebilme becerilerini geliştirdiği yönündedir. Ayrıca yabancı dil öğrenmenin anadilde okuma ve anlama becerilerini geliştirdiği de gözlemlenmiştir.

Anadil öğreniminin yanında yabancı dil öğrenimi için de okul öncesi dönem kritik bir öneme sahiptir. Kreshen’e göre çocukların beyinlerindeki dil gelişimi iki yaşında başlayıp bu gelişim ergenliğin sonlarına kadar devam etmektedir. Kreshen, çocuğun erken yaşlarda yabancı dil öğrenimi almasının yabancı dilin anadil kadar etkin kullanabilmesini sağladığı görüşünü savunmuştur. Lenneberg de dil öğrenme becerisinin yalnızca bebeklikten ergenlik çağına gelinceye kadar geçen sürede kazanıldığını, yetişkinlikte alınan eğitimin çocuklukta alınan eğitime göre yetersiz kalacağını, beynin yeni bir dili algılamasının güçleşeceğini söylemektedir.

Okul öncesi eğitimi sırasında yabancı dil öğretiminin bir ders gibi sıkı ve disiplinli bir süreç olarak değil de oyunlaştırarak öğretimi çocuğun yabancı dili öğrenmesini kolaylaştırdığı gibi, sıkılıp yabancı dil öğreniminden uzaklaşmasını da engellemektedir. Okul öncesi dönemde yabancı dilin oyun, şarkı, tekerleme, masal, resim gibi çocuğun aşina olduğu ve keyif alacağı araçlarla öğretilmesi çocuğun doğal olarak öğrenme sürecini hızlandırır. Çocuğun günlük hayatının parçası olan olayların ve durumların kullanılması çocuğun ilgisini artırır. Öte yandan dijital dünyanın ve teknolojinin sunduğu olanaklardan ve gelişmiş ülkelerdeki okul öncesi yabancı dil eğitimine dair farklı eğitim anlayışlarından yararlanmak, kültürel çeşitliliğin artması, evrensel bir eğitim süreci yaratılması noktasında da oldukça önemlidir. 

Bu anlamda okul öncesi yabancı dil eğitimi konusunda ödüllü program Moomin Language School’un Legonimbus aracılığıyla Türkiye’de kullanabilir hale gelmesinin, Türkiye’deki okul öncesi ve ilkokul kurumları için yeni bir alan açtığı söylenebilir.

Ebeveyn denetiminde günde sadece 15 dakika kullanılarak uygulama üzerinden oyunlar, şarkılar, tekerlemeler ve masallar eşliğinde İngilizce pratiği yapılması ve bunun yanı ana dili İngilizce olan öğretmenlerle yapılan canlı derslerle öğrenme sürecinin zenginleştirilmesi Moomin Language School’u öne çıkaran özellikler olarak sayılabilir.

Ayrıca Moomin Language School; Legonimbus aracılığıyla kurumlara, Legonimbus Akademi aracılığıyla da ebeveynlerin/velilerin kullanımına açık. Bu vesileyle Türkiye’nin dört  bir yanındaki erken yaş grubundaki çocukların İngilizce öğrenmesi mümkün.

Sonuç olarak, genel olarak okul öncesi eğitimin özel olarak ise okul öncesi yabancı dil eğitiminin çocuğun gelişiminde son derece faydalı olduğu söylenebilir. Çocuğun zihinsel ve bilişsel gelişimine destek olmasının yanı sıra sosyal becerilerini geliştirmesine; dikkat, konsantrasyon, odaklanma kabiliyetlerinin artmasına olanak sağlar.

Çocuk, ebeveyn, öğretmen, kurum arasındaki iletişimin sağlıklı olması; yenilikçi, inovatif ve etkin eğitim araçlarının ve ortamlarının kullanılması sayesinde “erken yaşta yabancı dil eğitimi süreci” titizlikle sürdürülebilir.