Bu yazı Şubat 2012 yılında Artı Eğitim Dergisinde yayınlanmıştır.

Kayhan Karlı: Dijital bilgelik yolculuğu…

Ocak ayının son haftasında Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği tarafından düzenlenen geleneksel sempozyumların 11’incisi Çeşme’de gerçekleştirildi.

Sempozyumda, ülkemizden ve yurtdışından gelen çok değerli uzmanlar, önemli konuşmalar yaptı. Konuşmaları izlerken özellikle dikkatimi çeken konu, herkesin bir taraf seçmiş olmasıydı. Eğitimciler, farklı nedenlerle, teknoloji yanlısı ve teknoloji karşıtı olarak ikiye bölünmüş. Özellikle biz dijital göçmenler, öğrencilerin doğayla ilişkisinin kopmasının tüm sorumluluğunu, yine bizim kuşağın geliştirdiği teknolojiye bağlıyor, bu nedenle de onları geleneksel yöntemlerle, bizler gibi öğrenmeleri için zorlamaya çalışıyoruz.

Bu konu adeta bir münazara konusu olmuş gibi görünüyor. Her iki taraf da kendi haklılığını kanıtlamaya çalışıyor. Bu sırada tüm dünyada eğitimin dijital teknolojilerle dönüşümü tartışılıyor. Eğitim ve teknoloji ilişkisi hakkında, neredeyse her hafta yeni birkaç araştırma yayınlanıyor. Bunların pek çoğunda görülen şu ki teknolojinin öğrencinin öğrenmesine katkısı %1’den fazla değil. Öte yandan, toplumdaki her alanda çok yoğun bir şekilde güncel teknolojiler kullanılıyor. Hayatın her alanına hızla hakim olan teknolojinin, eğitim alanındaki kullanımı bir tehdit mi, yoksa fırsat mı? Bu yılki sempozyumun teması da buydu…

İnsanlık geçmişte bir çağın bittiğini ve yenisinin başladığını, bir insan ömrüne sığmadığı için, fark edemiyordu. Oysa yeni bin yılın bağlamı olan hız her şeyi değiştiriyor. Bir çağın kapanıp yeni bir çağın başladığını fark edebiliyoruz. Bizler bir yol ayrımında kaldığımız için, tüm bu kaygıları yaşadığımız da açıkça anlaşılıyor. Belki bundan 15-20 yıl sonraki kuşaklar, bu yeni yaşam biçimine uyum sağlamış olacaklar. Bunun için de tüm dünya bugünün öğrencilerine 21. yüzyıl becerilerini öğretmek gerekliliğinde hem fikir. Bu konudaki önemli referanslardan biri NCREL (North Central Regional Education Laboratory) tarafından hazırlanmış olan raporda yer alan ve dört başlık altında toplanan beceriler:

  • Dijital çağ okuryazarlığı: Temel, Bilimsel, Ekonomik ve Teknolojik Okuryazarlık; Görsel Okuryazarlık, Bilgi Okuryazarlığı, Çokkültürlülük Okuryazarlığı ve Evrensel Farkındalık.
  • Keşfedici düşünme: Adaptasyon Becerisi, Karmaşıklığı Yönetebilmek ve Öz Yönlendirme, Merak,Yaratıcılık ve Risk Alabilmek, Üst Düzey Düşünme ve Anlamlandırma Becerileri.
  • Etkili iletişim: Takım Oluşturma, İşbirliği ve Kişilerarası İlişki Kurma Becerileri Kişisel, Sosyal ve Toplumsal Sorumluluk, Karşılıklı İletişim
  • Yüksek verimlilik: Önceliklendirme, Planlama ve Sonuçlar İçin Yönetim, Gerçek Yaşam Araçlarının Etkili Kullanımı, Yüksek Kaliteli Ürünler

Biz öğretmenler fotokopi makinasını ilk duyduğumuzda ya da gördüğümüzde, bugünlerde tablet bilgisayarlara sevindiğimiz kadar çok sevinmiştik. İlk anda farkına varamadığımız pek çok problemi, yıllar içinde fark ettik. Halen tartıştığımız bir konu, dijital teknolojilerle birlikte tekrar gündemde: Öğrenciler yeterince yazı yazmıyor. Bilgisayarların hayatımıza girmeye başladığı 80’lerin ikinci yarısından bu yana tartışıyoruz bunu. Hatta internetin hayatımıza girdiği 90’lı yılların ikinci yarısından beri daha da büyük bir tartışma konusu bu. Acaba gün gelecek biz öğretmenlerin yerini bilgisayarlar mı alacak? Günümüzdeki teknolojiyi ve değişim hızını görünce, bu durumun tartışılması kaçınılmaz hale geliyor.

Özellikle son yıllarda gelişen uzaktan öğrenme teknolojileri, web 2.0 araçlarıyla zenginleşmiş zaman ve mekandan bağımsız öğrenme ortamları, biz öğretmenleri gerçekten de korkutacak boyutlarda. Teknolojideki değişimlerin sınıfı ve öğrenme ortamlarını geri dönülemez biçimde değiştirdiği de önemli bir gerçek. Son günlerde ülkemizde en çok konuşulan konulardan biri de öğrencilere dağıtılacak tablet bilgisayarlar. Tablet bilgisayarlar öğrencilerin daha iyi öğrenmelerini ve hayatta başarılı olmalarını mı sağlayacak? Bu tabletlerde yer alacak e-kitaplar daha mı maharetli araçlar? Bu tabletleri öğretmenler derste nasıl kullanacaklar? Veya kullanmayacaklar?

Pek çok araştırmanın ulaştığı ortak bir sonuç var: Dijital teknolojiler öğrencilerde bazı becerilerin kaybolmasına neden oluyor. Özellikle sosyalleşme ve etkili iletişim becerileri, bir yandan 21. yüzyıl becerisi olarak öne çıkıyor, diğer yandan da internet teknolojileri nedeniyle azalıyor. Her öğrenen için özellikle sosyo ekonomik açıdan bakınca fırsat eşitliği sağlanamıyor. Bu durumda öğrenenin ekolojisini göz ardı ederek öğrenme ortamları tasarlamak onlar için yarar mı yoksa zarar mı getirecek?

MIT’den Mitchel Resnick şöyle diyor:“Bugün okullarda öğrencilerin öğrendikleri müfredatın büyük bir bölümü kağıt-kalem çağı için tasarlanmıştır. Bu durum iki nedenle değişmeli: Bu öğrencileri, başarılı olmaları için hazırladığımız dijital toplumsal yaşam dönüşümü ve dijital teknolojilerin öğrencilerimizin öğrenme biçimlerini değiştirmesi nedeniyle… Endüstriyel Çağ’dan Bilgi Toplumu Çağı’na ve şimdi de Yaratıcı Toplum Çağı’na geçiş yaşıyoruz.”

Thomas ve BrownNew Culture of Learning kitaplarında şöyle diyor: “Çok hızla değişen dünyada becerilerimiz de hızla eskiyor, eskisinden çok daha bağlantılı hale gelen toplumlar, yeni bir öğrenme modeli oluşturabilir mi? Bu kadar bağlantılı bir dünyada, mentörlük yeni bir tanım ve ihtiyaç haline gelir. Beceri geliştirmenin yanında, düşünce tarzlarını da değiştirmeliyiz”

Diğer yandan öğrencilerimiz, yani 21. yüzyılın dijital yerlileri, yaşamlarını neredeyse sadece dijital araçlar vasıtasıyla sürdürüyor ve onlar için normal bir durum. Biz öğretmenlerse özellikle bilgi kirliliği, güvenliği, üretime odaklanmak vb nedenlerle de bu konuda büyük kaygılar taşıyarak pek çok okulda dijital olmayan etkinlikler yapmaya çalışıyoruz. Örneğin okullarda sokak oyunları projeleri, yüzyüze iletişim olan projeler, kütüphaneleri ziyaret etme gibi bizim kuşağımıza dair pek çok etkinlik, bugünlerde okullarda yine bizim kuşak öğretmenler tarafından yürütülüyor.

Bir an için Aristo’yu bugünün sınıflarından birinde öğretmenlik yaparken hayal edelim. Tablet bilgisayar ve teknoloji kullanamıyor diye kötü öğretmen mi olurdu? Amaç, binlerce yıldır aynı olan ve tüm büyük öğretmenlerin sahip olduğu becerilere sahip öğretmenler yetiştirmek olmalı. Teknolojinin ise sarf malzemesi olarak her gün çok hızla değişip yenileri çıkan araç olduğu unutulmamalı. Bu nedenle de amaç olan insan ile teknolojinin amaç ve araç ilişkisini kaçırmadan buluşmasını sağlamalıyız.

Bunun için de dijital ustalığa değil dijital bilgelik yolculuğuna çıkmalıyız. Ustalıktan bilgeliğe geçişi sağlayacak olan da saygı ve etik aklı kullanmayı becerebilmektir. Dijital bilgelik yolculuğu için vakit geçirmeden kendiniz için bir Öğrenme Yoldaşı bulun.

KAYHAN KARLI

LEGonimbus Kurucusu